Antibiyotik Direnciyle İlgili Bilinmesi Gereken Şeyler

tarafından
6
Antibiyotik Direnciyle İlgili Bilinmesi Gereken Şeyler
Bakterilerin antibiyotiğe karşı direnç geliştirdiği çağda hayat korkutucu görünüyor; fakat yıkımdan kaçınmanın yolları da var.
Bakterilerin antibiyotiğe karşı direnci, bizim antibiyotiği bu kadar yaygın kullanmaya başlamamızdan çok daha eskilere dayanıyor. Günümüz bakterilerinin antibiyotikten savunmak için geliştirdiği genlere, kuzey kutup bölgesindeki donmuş topraklarda 30 bin sene önce yaşamış bakterilerde de rastlandı.
O zamanlar bakteriler açısından bu genler pek avantaj teşkil etmiyordu. Ancak insanlar küçük bir  hastalıkta bile hemen  antibiyotik aldıktan sonra direnç genleri çoğu bakteri açısından kaçınamaz oldu.
Antibiyotiğin atası penisilini keşfeden Alexander Fleming bile daha 1946’da antibiyotiğe direncin dağılması tehlikesine karşı ikazda bulunmuş, antibiyotik kullanımının yaygınlaşması ve bakterilerin daha iyi savunma sistemi geliştirmesinden söz etmişti.

Vaziyet ne kadar ciddi?

Ansızın fazla ilaca karşı dirençli tüberküloza ‘kanatlı Ebola’ isimi veriliyor. Öksürük ve aksırma yoluyla kolayca bulaşan bu hastalıktan kurtulma talihi en iyi tıbbi bakımla bile yüzde 50 düzeyinde.
Ama bu, antibiyotik direnci meselesinin yalnızca küçük bir bölümü. AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ’de her yıl en az iki milyon kişi antibiyotiğe karşı dirençli bakteriyel enfeksiyona yakalanıyor ve bunların 20 bini yaşamını yitiriyor.
Ayrı olarak cinsel yolla bulaşan frengi, belsoğukluğu ve klamidya gibi hastalıklara da bakteriler sebep oluyor. Son zamanlarda antibiyotik direnci hasebiyle belsoğukluğu rehabilitasyonunda zorluklarla karşılaşılıyor.


Yeni antibiyotik bulunamaz mı?

Ne yazık ki bu o kadar kolay değil. Büyük ilaç şirketleri kanser ve kalp hastalıkları gibi daha kazançlı alanlara yatırım yaptığı için ‘antibiyotik musluğu’ neredeyse bitecek hale geldi. Antibiyotik rehabilitasyonu 1000 dolara mal oluyor ise  kanser kemoterapisi için onbinlerce dolar harcamak gerekiyor.Ve yahut kolesterol düşürücü ilaçları uzun müddet kullanmak gerekiyor.


Amerikan Bulaşıcı Hastalıklar Derneği’ne göre, bugün kullanılan tüm antibiyotikler 1984’ten önce bulunmuş antibiyotiklerin bir türevi. Antibiyotikler ayrı olarak ilaç şirketleri için ilmi, legal ve ekonomik zorluklar demek. Bu yüzden bu alandan çekiliyorlar.

Çözüm ne?

Yapılacak en ehemmiyetli şey, zaruri olanlar dışında antibiyotik kullanımına bitirmek. Bu ilaçlarla alakalı yerleşmiş anlayış ve uygulamaları yine gözden geçirmek gerekiyor. Sözgelişi kulak veyahut idrar yolları eknfeksiyonu için ille de antibiyotik kullanmak gerekmeyebilir; hem de antibiyotik kullandıktan sonra kendinizi iyi hissetseniz dahi ilaç bitene kadar kullanma tavsiyesinin dahi ne kadar geçerli olduğuna bakmak gerekiyor.
Üstelik alışkanlıklarını değiştirmesi gerekenler yalnızca doktorlar da değil. Hastaların da her hastalığa antibiyotik alarak çözüm aramaması gerektiğini anlaması gerekiyor. Çoklukla üst solunum yolu hastalıklarına virüsler kapı aralar ve bu vaziyette antibiyotik kullanılmaz; zira antibiyotik sadece bakterileri öldürür.

Tarım ve hayvancılık alanında da antibiyotik kullanımına bitirilmesi ya da en azından azaltılması çağrıları yapılıyor. Dünya Sıhhat Örgütü, hayvanlarda enfeksiyon rizikonuna karşı hemen antibiyotiğe baş vurulmaması, aşı, hijyen ve biyogüvenlik gibi alternatiflerin geliştirilmesi tavsiyesinde bulunuyor.

Daha kökten çözüm var mı?

Bakteriyofaj ya da ‘bakteri yiyen’ virüsler alternatif çözüm olabilir. Bu virüsler aslında bakterileri yemiyor, onu yuva olarak kullanıp çoğalarak başka bakterilere dağılıyor.
Bakteriyofajlar 1915’te keşfedildi ve 2. Dünya Savaşı’nda kangren rehabilitasyonunda kullanıldı. Bugün de antibiyotik krizine çözüm emeliyle yine inceleniyorlar.
Yeni antibiyotik keşfetme emelinden da vazgeçmiş değiliz. Bakteriler elbet bunlara karşı da dirençlerini geliştirecekler. Bu durumu  katiyen kazanamayacağımız bir yarış olarak görebiliriz. Umuyoruz ki bu yarışın kaybedeni de olmayız.